Kadınlara ve kız çocuklarına karşı işlenen suçlara ilişkin her hafta yeni veriler ve anketler yayınlanıyor. Bu anketler kadınların kamusal alanlarda, dijital ortamlarda, evlerinde, okullarında ya da çalıştıkları yerlerde yaşadıkları tacizler sonucu kendilerini ne kadar güvensiz hissettiklerini de ortaya koyuyor.

Böyle bir ortamda bizzat kadınların, başta kendilerine yönelik şiddet olmak üzere, şiddetin her türüne karşı mücadele etmek için ortaya koyacakları perspektif önem kazanıyor. Üstelik kadınların bu konuda deneyimleri hiç de sınırlı değil.

Diktatörlüğü Yıkan Kız Kardeşler

“Kadına şiddet” ile mücadelenin en önemli sembollerinden biri Mirabal kardeşlerdir. Patria, Minerva ve Maria Teresa adlı üç kız kardeş, Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo’nun dikta rejimine karşı faaliyetlere katıldıkları için katledilmişlerdi. Baskıcı rejime karşı mücadelede kararlı militanlar olan Mirabal kardeşler ve beraberlerindeki şoförleriyle birlikte 25 Kasım 1960’ta diktatörlük polislerince dövülerek öldürüldüler. Daha sonra polis tarafından cesetler bir araba içine konularak uçurumdan atıldı. İktidar yanlısı basında çıkan haberlere bakılırsa, 4 kişi bir trafik kazasında can vermişlerdi. Ancak olay kısa sürede aydınlandı ve halkın büyük tepkisine neden oldu. Mirabal kardeşlerin vahşice öldürülmesi, Trujillo karşıtı hareketin ilerlemesine ve bir yıl içinde Trujillo diktatörlüğünün yıkılmasına sebep oldu.

Üç dirençli ve kararlı kadın olan Mirabal kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan haklarına saygı adına verdikleri mücadele, onları onur ve ilham sembolleri haline dönüştürdü. Mirabal kardeşlerin cesaretleri, sessiz kalmamaları ve vazgeçmemeleri, her türlü zulüm ve şiddete karşı sarsılmaz mücadeleleri, dünya çapında kadın ve insan haklarının sembolü haline geldi. Kardeşlerin katledilmelerinin yıl dönümü olan 25 Kasım, tüm dünyada “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edildi.

Şiddetten Okulumuz Da Payını Almıştı

Bugün kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet özellikle aile içi şiddet, Covit 19 salgını sürecinde dünya çapında çarpıcı bir şekilde tırmandı. Türkiye’de de birçok ülke gibi karantinaya girerken, salgınla mücadele içerisinde sokağa çıkma kısıtlamaları ve bunun sosyal ve ekonomik etkileri, kadınların eş ve aile şiddetine ve istismarına maruz kalmalarını artırırken koruyucu hizmetlere erişimlerini de sınırladı. 

Bizler de ülkemizin ve okulumuzun değerli bir akademisyenini karantina günlerinde vahşi bir cinayetle hayattan kopartılmasının üzüntüsünü derinden hissettik.

İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölüm Başkanı ve Dr. Öğretim Üyesi Aylin Sözer kardeşinden haber alamayan Nilay Sözer’in polise başvurması sonucu evine gelen polisler tarafından hunharca katledilmiş bir şekilde bulundu. Etkisiz hale getirilen şüphelinin üst aramasında Aylin Sözer’e ait altınlar ve yanıcı sıvı bulundu. Evde bulunan Kemal Ayyıldız’ın ifadesinde, Aylin Sözer’le “sözleşerek” eve gittiğini söylediği bilgisini polis araştırdı ancak böyle bir bilgiye ulaşılamadı.

Cinayete ilişkin açıklama yapan Maltepe Kaymakamlığı, Aylin Sözer’in yakılarak öldürülmesiyle ilgili “olaya hırsızlık şüphesi vermek için daire ateşe verilmiş” ifadelerini kullandı. Kadın Dernekleri ve aktivistlerin infiali sosyal medyada çığ gibi büyürken, tüm ülkeyi adeta ayağa kaldırdı.

En son 2019 Nisan ayında bir televizyon kanalında şiddet konulu programa katılan Dr. Aylin Sözer, sunucunun, “Ne büyüklükte bir sorunla karşı karşıyayız. Cinayet başlı başına evet çok kötü ama okullarda da şiddet yaygınlaşıyor diyebiliyor muyuz?” sorusuna cevaben; “Tabi ki yaygınlaşıyor. Toplumda ne kadar çok şiddet olaylarını gözlemliyorsak, o ölçüde çocuklar arasında da yaygınlaşıyor. Duygusal olsun olmasın, fiziksel olsun olmasın zorbalığın her türlüsünü şiddet olarak görebiliriz.  Akran zorbalığı dediğimiz çok ciddi bir sorun var. İşte artık öğretmenlere varan sonuçları var. Çok ciddi sorunlar bunlar.  Daha önce zorbalığa uğramış kişilerin içinden çıkar bütün zorbalar. Toplumda herkesin gözü önünde şiddet olayları var, çocuklar gördüğü zaman demek ki böyle yapılıyormuş diyor. Dünyanın her yerinde ciddi bir sorun bu, çözülür mü? Sanmıyorum. Çözülmez. Önlenebilir, azalabilir.” Biz toplumda ne kadar şiddeti uyguluyorsak o kadar yaygınlaşıyor.” demişti.

Hoşgörülü, sevgi dolu, yardımsever karakteriyle tüm İstanbul Aydın Üniversitesi ailesinin sevgi ve saygı duyduğu “iyilik meleği” benzetmesi yapılan Aylin Sözer, bilgisi ve deneyimi öğrencilerine ve dokunduğu her insana ışık olmuştu. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamındaki bugünlerde öğretmenimizi anarak kadına şiddetin artık son bulmasını dileyerek tüm kadınları birlik olmaya çağırıyoruz.