Haber ve Fotoğraf: Ayberk AKYIL
İstanbul, her geçen yıl artan nüfusuyla Türkiye’nin en hızlı betonlaşan şehirlerinden biri haline geldi. MacroTrends verilerine göre 1950 yılında sadece 1 milyon olan şehir nüfusu, bugün 16 milyonu aşmış durumda. Bu büyüme, konutlardan hastanelere, okullardan ulaşım altyapılarına kadar birçok yapının inşa edilmesine neden olurken, yeşil alanları da tehdit altına aldı.
1990’dan 2018’e kadar İstanbul’daki çalılık ve otsu bitki örtüsünün yüzde 49, tarım alanlarının ise yüzde 13 oranında azaldığı görülüyor. Aynı dönemde sanayi, ticaret ve ulaşım alanları yüzde 348, kentsel yerleşim alanları ise yüzde 42 oranında arttı. Özellikle Terkos Havzası ve Kuzey Ormanları gibi ekosistemler bu süreçte ciddi habitat kaybı yaşadı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), şehirlerde kişi başına en az 9 metrekare yeşil alan olması gerektiğini belirtirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2022 İklim İzleme Raporu’na göre İstanbul’da bu oran sadece 7,76 metrekare. En yüksek oranlara Silivri, Çatalca ve Sarıyer sahipken, Esener’de kişi başına düşen yeşil alan miktarı sadece 0,2 metrekare.
Betonlaşmanın Gölgesinde Kalan Şehir
Uzmanlara göre betonlaşma yalnızca yeşili değil, aynı zamanda kentin hava kalitesini, ısı dengesini, biyolojik çeşitliliğini ve afetlere karşı direncini de tehdit ediyor. Ağaçların azalması oksijen seviyesini düşürürken, yaz aylarında beton yüzeylerin yaydığı ısı şehirlerde ısı adası etkisi yaratıyor. Ayrıca betonun geçirimsiz yapısı sel ve taşkın riskini artırıyor. Ekosistemlerin bozulması ise birçok canlı türünü tehdit ediyor.
Deprem riskinin yüksek olduğu İstanbul’da yeşil alanların azalması, acil toplanma alanlarını da sınırlıyor. Uzmanlar, plansız ve rant odaklı yapılaşmanın bu sorunları daha da derinleştirdiği görüşünde.


Yeşilin Son Kalelerinden: Validebağ Korusu
Üsküdar’da bulunan Validebağ Korusu, İstanbul’un ortasında ayakta kalmayı başaran nadir yeşil alanlardan biri. 354 dönümlük alana yayılan koru, tarihi 18. yüzyıla dayanan bir geçmişe sahip. Padişah Abdülmecid’in annesi Bezmialem Valide Sultan’a hediye ettiği ve botanik bahçeye dönüştürülen bu alan, bugün hem doğaseverlerin hem de kent aktivistlerinin savunduğu bir sembol.
1990’lardan itibaren yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalan koru, 1999 yılında Validebağ Gönüllüleri’nin girişimiyle birinci derece doğal sit alanı ilan edildi. 2018’de gündeme gelen Millet Bahçesi projesi ve 2021’deki rehabilitasyon girişimi mahalle sakinlerinin yoğun tepkisiyle durduruldu.
Bugün, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın yönetiminde koru için sivil toplumun da katkı sunduğu bir Ekosistem Tabanlı Yönetim Planı hazırlanıyor.

Validebağ’ın Yeşil Bekçileri Betonlaşmayı Yorumluyor
Validebağ Gönüllüleri Derneği üyeleri, İstanbul’daki betonlaşma sürecini “jet hızıyla” ilerleyen bir tehdit olarak nitelendiriyor. Dernek başkanı Neşe Şahna, özellikle Fikirtepe, Kartal ve Maltepe gibi bölgelerde yapılaşmanın yoğunlaştığını belirtirken, kişi başına düşen yeşil alan miktarının mezarlıklar dahil edilmeden ölçülmesi durumunda çok daha düşük çıkacağını vurguladı.
Derneğin üyelerinden Nilüfer Ağırdır ise İstanbul’un zaman içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiğini şu sözlerle anlattı: “40 küsür yıl önce İstanbul’a geldiğimde beton bir şehir gibi gelmişti ama şimdi geriye dönüp baktığımda meğerse ne kadar yeşilmiş diyorum.”
Yeşil alanların korunmasında halkın desteğinin belirleyici olduğunu vurgulayan Burcu Kiriş, yerel halkın genellikle tepkisel hareket ettiğini ancak bilinçli ve sürdürülebilir bir sahiplenmenin hala yetersiz olduğunu söyledi. Cemile Aluç ise bu durumu son 25 yıldaki toplumsal değer değişimine bağladı.
Sivil toplum örgütlerinin mücadele gücüne dikkat çeken Arif Belgin, korunun korunmasında halkın aktif rol oynadığını belirterek, “Burada akut bir durum olduğunda uzak semtlerden bile insanlar desteğe geliyor,” dedi. İbrahim Kayalar ise bu mücadelenin anayasal haklar çerçevesinde, “halk için, Türkiye için” verildiğini vurguladı.

Tehditler ve Öneriler
Validebağ Gönüllüleri’ne göre yeşil alanlar bugün en çok siyasi ve ekonomik çıkarlar nedeniyle tehdit altında. Nilüfer Ağırdır, bu tehditlerin merkezinde siyasetin olduğunu dile getirirken, İbrahim Kayalar yeşil alanların depremde sığınak işlevini göremeyecek kadar azaldığını belirtti.
Arif Belgin, mevcut yasaların yeterli olmadığını, bu koruma çabalarının sürekli halk desteğiyle güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Hukuk tek başına yeterli değil,” diyen Belgin, halkın geçim kaygıları nedeniyle doğayı ikinci plana attığını ifade etti.
Yeşil alanların korunması için önerilen önlemler arasında kullanım politikalarının oluşturulması, gece saatlerinde giriş çıkışların sınırlanması ve sivil toplumun aktif katılımı öne çıkıyor. Kiriş, sanatçıların ve gazetecilerin de bu süreçte rol almasının önemine dikkat çekti.





