- Haber: Neval ŞENGÖL (İAHA)
Yüzyıllardır İstanbul sokaklarında insanlarla yan yana yaşayan kediler, yalnızca sempatik birer dost değil; bu kadim kentin kültürel, sosyal ve duygusal mirasının ayrılmaz bir parçası. Bizans’tan Osmanlı’ya, modern şehir yaşamından dijital çağın kentsel kültürüne uzanan yolculukta kediler, İstanbul’un kimliğini şekillendiren görünmez aktörler olarak varlığını sürdürüyor.
Bir sabah Galata’da karşınıza çıkan mırlayan bir kedi, yalnızca küçük bir tebessümün sebebi değil; şehrin ritmini, aidiyet duygusunu ve paylaşılan yaşam pratiklerini temsil ediyor. İstanbul’da kedi görmek sıradan bir karşılaşma değil, kent belleğinin bir ritüelidir.
Tarihten Günümüze İstanbul ve Kediler
İstanbul’un kedilerle ilişkisi Bizans dönemine dek uzanıyor. Liman şehirlerinin en büyük sorunlarından biri olan kemirgenlerle mücadelede kediler vazgeçilmezdi. Saray çevrelerinde el üstünde tutuldukları biliniyor.
Osmanlı döneminde bu bağ, güçlü bir merhamet anlayışıyla birleşti. Cami avlularındaki su kapları, tekkelerde kediye ayrılan yaşam alanları, kediye “emanet” gözüyle bakan bir toplumsal zihniyetin ürünüydü. Evliya Çelebi’nin satırlarında bile İstanbul kedilerinin halkın kalbindeki özel yerini görmek mümkün.
Modernleşme, kentsel dönüşüm ve göç gibi dinamikler bu ilişkiyi zaman zaman zorlasa da geleneksel bağ, farklı biçimlerde bugün hâlâ devam ediyor.
Günümüzde İstanbul’un Kedi Kültürü
Bugün İstanbul’da neredeyse her sokağın bir “mahalle kedisi” var. Evlerin pencere pervazlarına kartonlar serilir, dükkân önlerine mama ve su kapları konur, apartman girişlerine “Kediye mama verildi, lütfen kirletmeyin” notları iliştirilir. Bu gündelik pratikler, şehirde yerleşik hâle gelmiş görünmez bir dayanışmanın göstergesi.
Yerel Yönetimlerin Rolü
İstanbul’daki kedi kültürü bireysel çabaların ötesinde kurumsallaşmış durumda:
- Kadıköy Belediyesi, yılda ortalama 15 ton mama dağıtıyor ve ilçeye 600’den fazla kedi evi yerleştiriyor.
- Şişli Belediyesi, mobil veteriner birimiyle yerinde sağlık hizmeti sunuyor.
- İBB Sokak Hayvanları Koordinasyon Merkezi, bakım, tedavi ve sahiplendirme süreçlerini sistematik biçimde yürütüyor.
Sosyal medya üzerinden örgütlenen gönüllü gruplar ise sokak kedilerinin beslenmesinden tedavilerine kadar birçok konuda aktif rol alarak bu yapıyı tamamlıyor. Bazı apartmanlarda oluşturulan “kedi bütçesi”, bu ortak sorumluluk kültürünün somut örneklerinden biri.
Paylaşılan Mekânlar: Semtlerin Kedileri, Şehrin Sembolleri
İstanbul’da kediler yalnızca sokaklarda dolaşan canlılar değil; semtlerin, mekânların ve toplumsal ilişkilerin doğal sakinleri. Cihangir, Moda, Kadıköy ve Balat gibi semtlerde kafelerin ve kitapçıların kedileri “mekânın ruhunun” bir parçası kabul etmesi artık olağan bir pratik.
“Kedimiz Pati size eşlik edebilir” gibi notlar, hem kedilerin kabulünü hem de müşterinin mekânla kurduğu bağı güçlendiriyor. “Cat-friendly café” etiketiyle paylaşılan içerikler, İstanbul’un kedi kültürünü küresel turizm için de bir cazibe unsuruna dönüştürüyor.
Kentin Simgelerine Dönüşen Kediler
- Ayasofya’nın kedisi Gli, binlerce turistin ilgisini çekmiş, ölümünün ardından Ayasofya’da adına küçük bir köşe ayrılmıştı.
- Kadıköy’ün efsane kedisi Tombili, kaldırıma yaslanmış ikonik pozu ile sosyal medyada viral olduktan sonra heykeli dikilerek kolektif bir sevginin sembolüne dönüştü.
Bu örnekler, İstanbul’da kedilerin yalnızca bir hayvan değil, kentin kültürel hafızasının bir parçası olduğunu gösteriyor.
Mahallelerin Duygusal Bağı: İnsan ve Kedi Arasında Sessiz Bir Dayanışma
İstanbul’da kediler, özellikle yalnız yaşayan bireyler için bir eşlikçi, çocuklar için bir oyun arkadaşı, mahalle sakinleri için ise iletişimi güçlendiren bir unsur hâline gelebiliyor. Mahallede tanınan bir kedinin kısa süre ortadan kaybolması bile komşular arasında dayanışmayı artırıyor.
Röportajlardan Yansımalar
Zeynep (45), Moda – Kitapçı sahibi:
“Kediler dükkânımın ruhu. Müşterilerimin bir kısmı aslında onları görmeye geliyor.”
Emrah (22), Balat – Öğrenci:
“Mahalle kedimiz Gölge, okuldan dönüşte bizi karşılıyor. Onun yokluğu, sanki bir komşumuz eksikmiş gibi olur.”
Bu tanıklıklar, metropolün anonim yapısına karşı canlı, dayanışmacı bir mahalle kültüsünün hâlâ var olduğunu gösteriyor
İstanbul’un kedileri, yalnızca sevimli yüzler olmanın ötesinde, kentin kültürel sürekliliğini taşıyan sessiz anlatıcılar. Onları korumak; hem vicdani bir görev hem de İstanbul’un ruhuna sahip çıkmak anlamına geliyor.





