Müze Kavramı Değişiyor: Fizikselden Dijitale

Haber: Ayberk AKYIL (İAHA)

Pandemiyle birlikte yaygınlaşan sanal müzecilik, fiziksel deneyimin yerini tam olarak tutmasa da; eğitimden kültürel mirasın korunmasına kadar pek çok alanda erişilebilir ve kapsayıcı bir alternatif sunarak müzelerin işlevini dijital dünyada sürdürmesini sağlıyor.

Pandemi süreciyle birlikte dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de müzeler dijital ortama taşındı. Ziyaretçilere sanal müze deneyimi sunulmaya başlandı. Bu dönüşüme Kültür ve Turizm Bakanlığı da öncülük etti. Bakanlık, 2020 yılında başlattığı “Sanal Müze” platformunda 30’dan fazla müzeyi dijital erişime açtı.

2020 yılında pandemi etkisiyle sanal müzeleri ziyaret eden kişi sayısı 11 milyona ulaştı. Ancak 2023’te bu sayı 7,4 milyona geriledi. En çok ziyaret edilen sanal müzeler arasında Göbeklitepe, Topkapı Sarayı ve Efes Müzesi öne çıktı.


Sanal Müze Deneyimi: Kimler, Nasıl Kullanıyor?

Sanal müzeler, 360 derece gezinti, sesli rehberlik ve detaylı görseller gibi birçok özelliğiyle, fiziksel bir müzede yaşanabilecek deneyimi zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın sunuyor. Bu durum, özellikle uzaktan eğitim sürecinde sanal müzelerin eğitsel bir kaynak olarak sıkça kullanılmasına neden oldu. Öğretmenler, tarih, sanat ve kültürel miras gibi konuları anlatırken sanal müzelerden destek aldı.

Sanal müzeler yalnızca eğitimle sınırlı kalmadı. Fiziksel engeli olan bireyler ya da ulaşım zorluğu yaşayanlar, evlerinden çıkmadan müze deneyimi yaşama imkânı buldu. Ayrıca yurt dışında yaşayan gurbetçiler, Türkiye’deki müzeleri internet aracılığıyla gezerek kültürel bağlarını sürdürdü.


Fiziksel Deneyimin Yerini Tutabilir mi?

Sanal müzeler erişim kolaylığı ve zaman esnekliği gibi avantajlar sunarken, fiziksel deneyimin yerini tam olarak alamıyor. Eserlerle yüz yüze gelmenin ziyaretçiler üzerinde yarattığı duygusal ve zihinsel etki sanal ortamda tam anlamıyla hissedilemiyor. Müze mimarisi, mekânın kokusu, ışık oyunları ve akustik gibi fiziksel unsurlar dijitalde eksik kalıyor. Bu da birçok kişinin sanal geziler yerine fiziksel ziyareti tercih etmesine neden oluyor.


Kültürel Hafıza Dijitalde Korunuyor

UNESCO, dijital korumanın özellikle savaş ve afet riski taşıyan bölgelerde kültürel hafızayı güvence altına almak açısından önem taşıdığını vurguluyor. Sanal müzeler de bu dijital koruma sürecinde önemli bir rol üstleniyor. 3D modeller, yüksek çözünürlüklü görseller ve metadatalar, eserlerin kaybolması ya da zarar görmesi ihtimaline karşı dijital kopyalarının oluşturulmasını sağlıyor.

Bu konudaki en dikkat çekici örneklerden biri, Suriye’nin Palmira Antik Kenti’nde yer alan Roma dönemine ait Zafer Takı oldu. 2015’te IŞİD tarafından yıkılan yapı, 2016’da Oxford Üniversitesi öncülüğündeki Institute for Digital Archaeology (IDA) tarafından dijital olarak yeniden inşa edildi. Tarihi fotoğraflar, 3D tarama verileri ve mimari çizimler kullanılarak çıkarılan dijital modelin birebir kopyası, 3D yazıcı ile üretildi. Bu replikaya ait ilk sergi Londra Trafalgar Meydanı’nda açıldı, ardından New York ve Dubai gibi farklı şehirlerde de sergilendi.

Bu örnek, sanal müzelerin yalnızca mevcut eserleri değil, kaybedilmiş kültürel değerleri de dijital ortamda yaşatma ve geleceğe aktarma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.